TARİHTEKİ BÜYÜK SALGINLAR VE TÜRKİYE

19. yüzyılda tıp alanında kaydedilen önemli gelişmelerle birlikte veba, çiçek, kolera gibi salgınları önleyici yöntemler gelişti. Fakat yüz yıldan beri bulaşıcılığı ile pandemiye yol açan etken, grip virüsü türleri ve koronavirüsler oldu. Son yirmi yılda domuz gribi, MERS, ve SARS öne çıktılar. 1918 ve 1920 arası İspanyol gribi denilen hastalık 50 milyondan fazla can aldı. COVID 19’un aksine bu hastalık, zayıf ve yaşlılardan ziyade sağlıklı gençleri etkiledi. Resmî rakamlara göre sadece İstanbul’da İspanyol gribinden ölenlerin sayısı 6835’ tir. 

ATRA MORS

Tarihte bilinen salgınların en zararlısı şüphesiz veba salgınıdır. Avrupalılar bu hastalığa Latince “atra mors” yani kara ölüm dediler. Bizde o dönem taun olarak bilinen bu hastalık, tarih boyunca üç büyük dalgadan oluşan salgınlarla milyonlarca insanı öldürdü. Bu dalgalardan ilki 541-542 yıllarında başlayan meşhur Justinyen salgınıdır. Bizans’ın merkezi İstanbul’da günde 15 bin kadar insan öldüğü kaynaklarda yazılıdır. İkinci dalga 14. ve 18. yüzyıllar arasında oldu ve on beş yirmi yılda bir farklı şiddetlerde tekrarladı. Üçüncü dalga 1860-1960 arasıdır. En çok can kaybı ortaçağda ikinci dalga döneminde olmuştur. 14. yüzyıl İtalyan yazarı Boccacio, “Decameron” adlı eserinde, salgın zamanında İtalya’nın içler acısı hâlini anlatır. Fransız vakanüvis Jean Froissart’a göre 1347-1351 arasında Avrupa nüfusunun üçte biri öldü. Salgından önce 450 milyon olan dünya nüfusu salgın sonrası 350 milyona düştü. “Ortaçağ Avrupası” adlı tarihinde, George Holmes bu salgını “Roma İmparatorluğunun çöküşünden sonraki en büyük felaket” olarak tanımlar. Sosyal ilişkilerin ve nüfusun daha yoğun olduğu şehirlerde rahipler arasında ölüm oranı yüzde sekseni bulmuştu. Nüfusun azalması ve şehirlerden kaçışlar sonucu, zaten az olan üretim tamamen düşmüş, salgından sonra açlık baş göstermişti. Bu arada sıçanların ve pirelerin cirit attığı saman tavanlı köy evlerinden, damları kiremitli, tuğla evlerin yapımına geçildi. Bu kentleşme alanında çok önemli bir adımdı. Bizde de Sultan Dördüncü Murad zamanında İstanbul’da ortaya çıkan veba salgınında 70 bin kişinin öldüğünü Evliya Çelebi yazar. Şüphesiz veba, Osmanlı İstanbuluna kervanlar ve gemiler yoluyla geliyor, zamanla salgın başlıyordu. 

DİĞER SALGINLAR

1718 yılında İngiltere büyükelçisinin eşi Lady Mary Montagu, ülkesindeki arkadaşlarına yazdığı bir mektupta, İstanbul’da çiçek hastalığına karşı aşı denilen bir şey (varilasyon yöntemi) yapıldığını hayretle bildirmektedir. Bu mektup aşı yapımıyla ilgili bilinen en eski belgedir. Aynı dönemde yani 18. yüzyılda çiçek hastalığı, her sene ortalama 400 bin kişiyi öldürüyor ve körlük vakalarının yüzde 70’inden tek başına sorumlu oluyordu. Oğlunu İstanbul’da aşılatan Lady Montagu, ülkesine döndüğünde, aşılamanın hararetli savunucusu olmuş ve bununla ilgilenen hekimleri desteklemiştir. Nihayet İngiliz cerrah Edward Jenner bu metodu geliştirdi ve çiçek aşısının mucidi kabul edildi. 

İnsanlığın başına bela olan bir diğer salgın hastalık da sıtmaydı. 19. yüzyılın ikinci yarısında bu hastalığın sivrisinekten insana geçtiği anlaşıldı ve bataklık, sulak alan gibi sivrisineklerin üreme-barınma yerlerini ortadan kaldırma faaliyetleri başladı. 17. yüzyılın sonlarından itibaren kinin ilacının kullanılması sıtmaya karşı bir başka korunma yöntemiydi. Meşhur Osmanlı hekimi Bursalı Ali Münşî’nin 1732 yılında yazdığı “Risale-i Hasiyyet-i Kınakına” adlı eserde kininin faydaları konusu işlenir. Balkan ve Birinci Dünya Savaşı yıllarında nüfusumuzun neredeyse dörtte üçü sıtmalı idi. Sıtma mücadelesinin önemli tanığı Milaslı İsmail Hakkı yazdığı risalelerle köylülerin, hekimlerin ve devletin neler yapması gerektiğini anlattı. Salgınlarla mücadelenin bütüncül bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğini yazdı. Cumhuriyetin pek üstünde durulmayan bir büyük başarısı salgın hastalıkları yenmiş olmasıdır. Mustafa Kemal Paşa henüz 1923 yılında mecliste “İstanbul Kimyahanesinden bir ton kinin alınarak sıtmayla mücadeleye başlandığını” açıkladı. İleride başbakanlık görevini de yürütecek olan Refik Saydam’ın 1925’teki Sağlık Bakanlığı döneminde, çeşitli yeni kurumlar ve hıfzıssıhha enstitüleri kurulmaya başlandı. Sıtma, kolera, tifüs, tifo, dizanteri, trahom gibi hastalıklar yok edildi. Osmanlı’dan beri devam eden aşı üretimi, cumhuriyet döneminde de 1950’li yıllara kadar devam etti. 1903’te kızıl serumu, 1911’de tifo, 1913’te kolera, veba ve dizanteri aşıları Türkiye’de üretildi ve uygulandı. 1927’de verem, 1931 yılında tetanoz ve difteri aşıları üretildi. Merhum hekim Nusret Fişek 224 sayılı sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi ve koruyucu sağlık hizmetlerinin örgütlenmesi hakkındaki kanuna öncü oldu. 

KARANTİNALAR DÖNEMİ

19. yüzyılda bütün Avrupa’yı etkisi altına alan kolera, bilhassa İngiltere’de on binlerce insanın ölümüne sebep oldu. Sebep kirli sular ve yetersiz hijyendir. 1858 yılında Londra’da, bütün kanalizasyon sularının ve sanayi atığının, Thames nehrine boşaltılması sonucu İngilizlerin “Great Stink” dedikleri katlanılmaz kokulu bir miyasma meydana geldi. Joseph Bazalgette adında becerikli bir mühendis, bugün hâlâ kullanılan Londra kanalizasyon sistemini oluşturarak bu sorunu çözdü ama sorun çözülene kadar yirmi yıl zarfında binlerce Londralı koleradan öldü. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye de kolera salgınları ile boğuştu. Kolera da diğer salgınlar gibi Türkiye’ye dışarıdan gelmiştir. O zamanlar “tahaffuz” yani koruma denilen ilk karantina uygulamamız 1831 yılında Sultan 2. Mahmud’un tasdik etmesi ile uygulandı ve böylece ülkemizde karantinalar dönemi başlamış oldu. 1838’de bir karantina meclisi teşkil edildi ve İstanbul dışındaki bazı şehirlere karantina merkezleri kuruldu. 

BİLİM KAZANIR

Yukarıda, tarihteki bazı örneklerinden bahsettiğim salgınlardan günümüze gelirsek, manzara iç açıcı değildir. Koronavirüs salgını bütün dünyada yayılıyor, can kayıpları artıyor. Bu süreçte uzmanların dediklerine mutlaka uymalı, hafife almamalıyız. Koruyucu tedbirleri alalım ve bilime güvenelim. Tarih boyunca insanlığın başına bela olan veba, sıtma, kolera gibi hastalıkları bertaraf eden tıp bilimi bunu da bertaraf edecektir.


Alim DEMİRELLİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir